24 Temmuz 2014 Perşembe

Bir Sayı Söyle...

         Lisedeyken bir ara Mehmet Coşkundeniz fırtınasına yakalandık bütün bir grupça. Tabi bizim zamanımızda gruplaşmalar vardı. Bir grup diğer gruptan biriyle konuştuğunda grup üyeleri kıskanır olay çıkartırdı. Ne çektim ben yaa. Sınıfın güleç, öğretmenlerle makarası sağlam bi ben bide  bi çocuk vardı şuan adını hatırlayamadığım :) Dolayısıyla kızlarda sürekli bir haşır neşir olayım durumları vardı. Tabi bizim grubun kızları da olası durumlar için saldırıya açıktılar.
         Konumuz bu değildi ayrıca :) Nereden geldiysem bu yöne. Mehmet'in(çok benimsedik ondan bu rahatlık) kitapları damgasını vurmuştu o dönem bize. Bildiğin deli divane gibi, ekmek su gibi okuyorduk adamı. Tabi kim kitabı önce aldıysa şanslıydı popülerdi :)
          Daha önce bahsettim mi bilmiyorum Babam bi fabrikada hayvan ilaçları için formül hazırlıyordu. Yeni kitap çıkınca hemen sekreteri arayıp "Yasemin abla not et babam kitapçıya uğrasın Mehmet Coşkundeniz'in kitabı çıkmış. Akşam gelirken alsın." Ve o kitap akşam gelirdi.Heyecandan uyuyamazdım.Yarın kızlarla kitabı kurcalayacaktık yorum yapacak ve yine kafamızdan rakam söyleyip çıkan sayfadaki yazıları kendimize yontacaktık. En eğlenceli kısmı da buydu. Kitap gelirdi kapağını dahi açmaz çantaya atardım. Çünkü bu benim değildi sadece, bizimdi.Hiç bir zaman öncelik tanımadık kendimize. Beraberce incelemeliydik.
         Sabah olunca koşa koşa okula gidip sürpriz diye çıkartırdım kitabı, o anki sevincimizi, mutluluğumuzu bulamıyorum şimdilerde hiç bir dostlukta. Neyse. Sınıfa geçtikten sonra ilk kim sayfa söyleyecek diye bir kargaşa çıkardı. Ben hiç öne atılmazdım. Zaten normalde de hayata dahil olmaktansa izlemeyi daha çok severim. Onların o heyecanlı, hararetli konuşmalarını izlemek çok çok büyük bir keyifti.
         Sayfalar açılır, okunur ya mutlu olunur yada hüzüne boğulurduk. O yüzden çok ayrı bu Mehmet'in kitapları bende. Lise bittikten sonra bir daha okuyamadım. Elim gitmedi. Yüreğim el vermedi.
         Şimdi ben sizin için bir sayı tutuyorum ve çıkan yazıyı size armağan ediyorum. Eski günlerin hatrına.

"Bıraktım suskunlukları bir yana bağırıyorum. Boğazımı yırtarcasına haykıra haykıra bağırıyorum. 

Sana sevdamı anlatıyorum. Yüreğimi ihbar etmekten korkmadan içimdeki deli dolu coşkuyu saklamadan heyecanın en büyüğünü yaşayarak her haykırışım da çoğalarak anlatıyorum. 

Sensizliğin beni boğduğu zamanlara inat cesurca yürüyorum aşkın denizinde. Ne ihanetler var ne yalanlar o sonsuz mavilikte. Senin yüzün senin tenin senin gülüşün besliyor beni tohumdum filizleniyorum bir koca ağaca döneceğim biliyorum. Dallarım seni taşıyacak yeşil yeşil köklerim seni saracak taa derinlere kadar. Hiçbir yıldız kaymayacak artık ay karanlığa dönüşmeyecek yağmurlar üşütmeyecek. 

Sana seni anlatmaya gücüm yetmiyor öyle güzelsin ki... 

Öyle güzel gülüyorsun ki... Bak senin gülüşüne özeniyor herkes mutluluk dağıtan bir yanın var senin. Sen gülerken benim içim içime sığmıyor çocuklaşıyorum. Sen gülerken mevsim bahar oluyo nasılda ısınıyor dünya. Sen gülerken ben bir sonraki gülüşün özlemini duyuyorum olacak şey mi bu? Sen gülerken gözlerin aşkı anlatıyor ah o zaman eriyorum. 

Gözlerin dedim de içim titredi. Bazen çocuk olan bazen baştan çıkaran o bakışlarına alev dudakların eşlik ediyor.Sevdan beni benden aldıkça yoldan çıkıyorum. 

Gönüllüyüm korkma. Nereye istersen gelirim seninle hangi iklimi seçersen orada olurum. Deniz kızı ol çağır beni denize sonsuza kadar kalırım orda seninle Sensiz zamanlarm vardı ya benim bir daha olmayacak... 

Söz verdim kendime bu hayat sensiz yaşanmayacak. Yazılar şiirler sana yazılacak şarkılar sana söylencek kadehler sana kalkacak. Senin olmadığın yerde bu yürek bir an bile kalmayacak. Bak herkese aşkı arıyor görüyor musun? Biz bulduk şanslıyız. Ya hiç görmeseydim seni ya hiç tanımasaydım? 

Şimdi yine uyanmak istediğim uykularda olmaması gereken sabahlarda bin parçaya bölünmüş umutlarda ve hep yalnızlıkta olacaktım. Seni sevmeseydim kendimide sevmeyecektim. Bana yeniden sevdirdin kendimi yeniden barıştım yüreğimle. 

Yaraları kapadım dindi kanayan acılarım... 

Bir tek sensizlikten korkuyorum.Korkmak da neymiş ödüm kopuyor. 

Mutluluğa çabuk alışıyor insan. 

Ben senin verdiğin mutluluktan senden aşkından ayrı kalmak istemiyorum. 

Ah yar! seni anlatabileceğimden çok daha fazla seviyorum... "

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Hissizlik

         Neşe mi kaybettim şu son günler de anlamsızca dolanıyorum . Ruh gibiyim hatta ve monotonluk. Sabah kalk odanı topla, annene yardım et, cadıyı yedir içir yıka, parka çıkart. Eve gel iftarlık bişiler hazırla, sofrayı kur, oruç aç, sofrayı topla, yürüyüşe çık. Sahuru bekle, suyunu  iç uyu. Ertesi sabah sar başa her şey aynı.
 
         Sevdiceğime zaman ayırmak bile istemiyorum. O kadar fenalardayım. Aradığı zaman kapatmak için bahaneler türetmeye başladım. Şimdi oda isyanlarda. işin yoksa otur durumu izah et. Kaldı ki anlar mı ondan bile emin değilim. Aynı durumda "O" olsa ben anlar mıydım ? I ıh anlamazdım. Kafasına yıkardım İzmir'i.



         Anlayış gösteremediğimiz konularda hep anlayış bekleriz zaten. Ama biz kadınız sonuçta her anı bir önce ki ruh halini andırmayan varlıklarız. Hele ben ruh hali dengesiz bir varlığım.

         Kendimi anlamaktan acizim bazen. Ruhum bulanmış benim. Gidip kurşun falan döktüreyim en iyisi :))
Üstümden ip koparıp yaktırayım hatta :) Bi okutup üfleteyim kendimi. Zira kendime ne zaman geleceğimi bilemiyorum. Ve bu durumun ayrılık çanlarını çaldırmasından korkuyorum.

         Bu arada sevdiceğimin Anneciği (!)  gelin bakıyormuş oğlucuğuna (!!!!) Bunu duydum daha beter yıkıldım. Tabi ben bunu "O"ndan öğrenmedim söylemedi bile. Belki önemsemiyordur. Belki de üzülmeyeyim diyedir. Baskılarına ne kadar daha dayanır onu bile bilmiyorum. Bu kadar sert bir adamın , ailesine karşı boynu kıldan ince ne kadar güzel değil mi ?
       
          Nasıl anlamsız geliyor şu an bu olaylar. Bildiğin ruhsuzum. SAnki başkasının hayatına pencereden bakıyormuşum gibi. Bütün bunları ben yaşamamışım gibi. Kalbim acıyor mu onu bile hissetmiyorum. Hissizlik. Cadıma bi cimcik at koluma dedim. Bakayım bedensel mi bu olay. Yok valla çok acıdı. Bende bu kadar kuvvet yok. Çığlık atınca da cadım üzüldü ağladı. Ben canın yakmak istemiyordum sen zorladın diye. Bacak kadar boyuyla annesinin canını yaktı diye ağladı. Koca koca insanlar bile bile canımı yakıyor da ağlamıyorlar. Ne biçim hayat len bu.  

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Aşkın Gözyaşları-Sinan Yağmur ve Aşk Olsun-Mehmet Alim Konukçu


       
      Mevlana'dan daha çok Şems'e hayranım ben aslında. Taviz vermeyen sert tavırları, el etek öpen topluma yaklaşma tarzı, kendine münhasır bir adam. Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems'in çocukluğunun nasıl olduğunu hangi mucizelere vesile olduğunu, kendine yoldaş, dost ararken ki ezimetleri ve Mevlana'ya varışını anlatan biyografik bir roman. Şahsen ben okurken sanki onlarla birlikteymişim gibi hissettim. Şems'in Mevlan'aya olan sevgisi muhabbetini okurken yaşar gibi oldum. Şems'in Mevlana için nelerden vazgeçebileceğini de görüyoruz kitapta. Okunması gereken bir hayat bence. Okunmayı bilinmeyi hak eden bir biyografi. 

     
           Şems'in katlinden sonra Mevlana'nın  neler yaşadığını Mesneviyi nasıl yazmaya başladığını, Şems'e olan özlemi ve hayatına giren yeni muhabbet dostlarını okuyoruz. Muazzam anlatımı var iki kitabında. Seven tutkunu olan varsa okumuştur zaten. Fakat okumamış olanlarında okuması şiddetle tavsiye edilir.
                                   

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır. Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. 
Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor.."  
"Şeytanda bir şey hariç bütün insani özellikler mevcuttur. Şeytan aşkı bilmez. Aşk şeytana verilmemiştir. Aşk Ademoğullarına verilmiştir. Şeytanın insanı kıskandığı çekemediği aşksızlığındandır..."
"Dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim sana, bir şeyler anlatacağım bütün kulaklardan gizli, herkesin ortasında konuşacağım;ama senden başka duyan olmayacak söylediklerimi... "
Aşkın Gözyaşlarından alıntıdır. 

20 Temmuz 2014 Pazar

Bir Plaza MiM'i.

     Adı böyle kaldı. Bundan sonra da bu şekilde anılacaktır :) Bir Plaza mim'i. Sevgili ZAMSKA pembiş kulaklığımı takıp cevaplarsam sevineceğini belirtmiş. Sırf sevinsin diye kulaklığımı taktım yani düşün artık :)
Kendisine teşekkür edip sorularımıza bir bakalım..

       1) Kendinde en yetersiz bulduğun durum ? 
        * Yetersizlik statüsüne girer mi bilemiyorum da , kıskanç yanımı kopartıp atmak istiyorum. Kıskançlığın tadında kalmasından yanayım.Lakin bırakamıyorum. Sadece aşk hayatında değil güncel olarak her şey nasibini alıyor. Benim olan benim kalmalı yoksa çıldırıyorum. Paylaşımcı olamıyorum. Bu durum bazen bazı insanlarda "toto" yükselmesi yaptığından en sonunda o kişileri hayatımdan çıkartıyorum :)

      2)Hayatında düzenlemen gereken şeyler ?
      * Öncelikle dolabım sanırım :) Düzeltsem kategoriye de soksam olmuyor. En fazla iki gün derli toplu durabiliyor kendileri :)
     *Uyku. Öyle tatlı bişeysin ki!! Kısaltmam gerek uyku saatlerimi. Uykucu şirin diye anılacağım yoksa!
     *İnatçılığımı da düzenlemeliyim bence. Ama nerdeeee!!

       3)Kendine yeni donanımlar katacak mısın? Ne ki onlar ?
       * Bir kaç meslek kursuna gidip boş vaktimi değerlendirmek istiyorum aslında. Cadım anaokuluna başlayacak bu sene. O okula ben kursa die planlar yapmaktayım inşaAllah bi aksilik çıkmazsa tabi.
       * Çizim yapmayı çok seviyorum. Özellikle Logo-grafik. Sırf geliştirme amaçlı bir kurs düşünmüyor da değilim hani.

      4)Yapmak istediğin etkinlik var mı ? Rotan ne ?
      *Sevdiceğimin aldığı bağlamanın öle kenarda kalması huzursuz ediyor beni. Onuda çalmayı öğrenmem lazım.
      *Bi ara heves edip Cadıma hırka örmeye kalktım. Ciddi ciddi yaptım. Bir kolu kaldı örülmedik. Ama sıkıldım :) Onu bitirmem lazım zira seneye olmayacak :)
      *Çok çok ilerde de çalışma planlarım var gibi bakalım :) Şimdiye kadar iş hayatına hiç atılmamış biri olarak artık zamanı geldi diye düşünmekteyim :)
(Sebep: Erken evlilik,boşanma,kaygı bozukluğu olan bir çocuk,ihtiyaç olmaması)

      5)Çocuğuna mirasın ne olacak? 5 seneye kadar yapabileceğin şeyleri söyle bakalım.
      * Cadıma en büyük mirasım Güzel ahlakı olacak bence. Baktığım zaman şu yaşında ki düşünce güzelliği nice adamda-kadında yok. Bu şekil davranış ve düşünceleri, masumca verdiği sözler ve bunları yerine getirme çabaları beni pek sevindiriyor.Kaldı ki daha 5 yaşında :) Bundan güzel bir miras da olamaz diye düşünüyorum.
      * 5 sene sonrasına Allah kerim :) Hayal kurmayı bıraktım ben çoğu elimde patladı diye sanırım. Ama 5 sene sonrada kızım böyle tatlı tatlı kikirdesin kafi :)

  *Bir mime daha kucak açıp sahiplenip bağrımıza bastık. Yapmak isteyen olursa diye şuracığa bırakıyorum ahan :))

     

15 Temmuz 2014 Salı

Duyguları Ortaya Döken "MiM"

      Blogger'in Tatlı kızı tarafından nur topu gibi bir mim'imiz oldu :) Ee tabi bizede onu bağrımıza basıp sahiplenmek yakışır :)


     1) En çok kırıldığın / incildiğin kelime ?
         Kırıldığım başlı başına bi kelime yok ama, emeklerimin hiçe sayılması beni yerle bir ediyor.Ben uğraşayım didineyim, sonra birşeyler az eksik olsun, az kusurlu olsun, diğer yaptığım işlerin  vs çöpe atıldığını görmek beni delirtiyor. Bi laf vardır "Bi adamı kırk yıl sırtında taşı yaranamazsın, 1 gün sırtından indir senden kötüsünü bulamazsın" Böyle durumlarda kırılmakla kalmayıp kırıyorumda ortalığı :)






        2) Herkesin kullandığı bir kelime vardır. Fakat o kelimeyi senin için özel olan bir insan         kullandığında kırılırsın. Ne düşünüyorsun ?
          Hani arkadaşlar arasında bazen olur ya "manyak mısın kızım sen" gibi hakaret içermez aslında, samimiyetine güvenirsin. Ama kalkıp sevdiceğim kullansa kafa göz dalarım :)) Samimiyetine güvenmiyor musun derseniz de ilişki içersindeki öz saygının kaybedilmesi beni  feci kızdırıyor. Resmi olmak değildir bu, bence arada ki saygı gittiğinde ilişki uçuruma sürüklenir. Bu benim görüşüm tabi :)







 3) Seni en çok duygulandıran şarkı ?
      Ali Altay- Beni Affet

                         

   

    4) Daha önce seni bırakan biri geldi, bir şans daha verdin ve yine gitti. Yine döndü tekrar bir şans istiyor ne yaparsın ?                 
     Yalama olmuş bir ilişkiye merhaba!! Yav ben ikinci şansı  bile vermem. Vermicem , şans benim değil mi vermicem? Kuruyup ölsede vermicem. İnat değilmi 3. şansı vermiceeemmm:)







  5) Nefret mi ? Aşk mı ? 
Aslında sahte bir sevgidense gerçek bir nefreti tercih ederim. Ama işte aşk Başka bişi :) O yüzden Aşk diyorum.











      6) Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın ?
      Şey, kem küm :) Ben şirinleşiyorum sanırım :) En sevimli yüz ifademi takınıp, en şirin ses tonumu ayarlayıp "Yaa nolmuş yanii öyle yaptıysam" , "Küsmesene şapşirikim" , " Gel gel tamam gel sende bana vur." vs vs :)Dahada küs mü kalsın ? Peh alnını karışlarım :))








   7) Nasıl ağlarsın ? Bağırarak mı ? İçine atarak mı ?
   Nasıl özenirim böyle böğüre böğüre ağlayanlara. Yapamıyorum ki ben :) Öyle kendi kendine yola çıkıp yokuş aşağı süzülür benim göz yaşlarım.. Ağladığımın görünmesinden de haz etmiyorum ben gerçi.





             8)En korktuğun şey?
       Somut: Börtü böcek, kedi köpek, bilumum hayvanlar, uçan koşan zıplayan özellikle. Iyhk!!
    Soyut: Karanlık, Sevdiğim birinin ölümü...







     9) Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin ?   Kendini nasıl sakinleştirirsin ?
        Yemek yapmak özellikle çok sakinleştirir beni. Eni konu sofrayı donatırım yani :)) Hatta abim bazen anneme "Tuğbayı kızdır da az keyif yapalım." der :) Benim sıkıntım evdekilerin bayramı gibi bişi oluyor yani anlayacağınız :))




     10) Bazen kızılmasından hoşlanırsın. Peki en çok  ne için kızılmasından hoşlanırsın ?
    Sevdiceğimin kıskançlık krizlerine bağlı komik kızma halleri beni mest ediyor :)






                      11) Şiir-müzik- öykü-deneme ?
                             Öykü-Müzük-Şiir( Özdemir Asaf <3 )-Deneme

                       12) En son ne için ağladın? 
                             Biz bilmiyoruz :) Anlamadık, görmedik hatta duymadık bilee :))

                      13)Birinde hemen etkilendiğin özellik?
                             Hemen şipşak etkilenen biri değilim aslında.
                             Ama ilk dikkate aldığım yer dişler. Gözüm kayıyor arkadaşım :)
                     14) Dayanamadığın şey?
                           Kendimi ifade etmek zorunda kalmaya dayanamıyorum.
                           Lafımın altında buzağı aranmasına!!
                     15) En sevdiğin duygu ?
                         HmmMm.. Ben her duyguyu seviyorum ya! Acıyı da seviyorum..

  *Bu mim'i cami avlusuna bırakıp kaçıyorum :) İsteyen bağrına basabilir hatta ve hatta sahiplenebilir.

13 Temmuz 2014 Pazar

Galata State-Synced (ft Ali Ceyhun&Taha)


       Darbuka sever misiniz ? Şahsen Ben pek sevmem. Çok gürültülü gelir bana salt darbuka sesi. Ama bu Çocuklar bi harika :)Mimiklerine bittim özellikle, arka fonda kız kulesi, Daha çok darbuka ağırlıklı olsa da enstrümantal. Diğer çalgılar pasif halde ama çok hoş bir tını yakalamışlar.

      Ben sözsüz olarak bi tek Farid Farjad dinlerim yoksa sıkıyor beni bir zaman sonra gıy gıy gıy.. Ama bu çocuklarda dinlemekle yetinmeyip izlemekte istiyorsunuz.Böyle film izler gibi baktım ben :)

     Her çalgının kendine göre karizmatık bir çalma şekli vardır ya hani bunlar o durumu aşmışlar doğaçlama ilerliyorlar yada artık bütünleşmişler. Zevk alarak icra ettiklerini resmen hissettirmişler. Ben darbukayı böyle güzel mimiklendiren görmedim yani :) İzlemek isteyenler için şöyle köşeye bırakıyorum. :)



video



 **Şşştt Sevdiceğim duymasın aman ha :))

11 Temmuz 2014 Cuma

Sürpriz..

      Bu aralar gergin geçen günler geçiriyoruz. Üstelik sebebini bile bilmiyorum. Anlamsız bir mesafe var aramızda. Soruyorum. Bi sorun varsa çözümleyelim. Konuşalım. Hallederiz sorunları. Hiç bişi yok sadece iş stresi deyip susuyor.

      Peki deyip kabullenişe geçiyorum. Suratım asık, 5 karış hatta. Dayanamaz üzgün hallerime biliyorum. Sonuna kadar sömüreyim bu durumu istiyorum. Anlasın hatasını Eşşek!!

     Sonra "Sana birşeyler aldım , kargoyla gelir yarın" dedi. "Hayırdır" dedim duygusuz ve merakımın sıfır olduğu bir ses tonuyla. Heyecan falan bekledi sanırım. Yada Ayyy Aşkımmmm benim ne gerek vardıı!! Falan gibi bir tepki mi bekliyordu anlamadım. Hayır yani kaç gündür zehir ettiğin günleri hediye ile mi çözümleyecektik. Konuşmamız lazımdı bizim.

      "Hala karakterimi öğrenemedin mi ?"
      "Aramızda ki gerginlikle alakası yok bu hediyenin Hatun"
      "HE aramızdaki gerginliği kabul ediyorsun yaniiiiiiii" ( çok feci bağırdım sanırım )
      "Kapıyı sen açma kargo geldiğinde!!" ( En sert haşin ses tonunu takındı haspam )
      "O niye hayırdır."
      "Ben göremiyorken seni , kargocu velet mi görsün. Yok öyle dünya küçük hanım ?! "
      "Ha!! Hı !! ney?!  Olduu görüşürüz..."


      Romantik odunum benim diye fısıldadım da duymadı ALLAHtan. Gelen "Sürpriz hediyeyi" gerçekten merak ediyorum :)
Geldiğinde Hep beraber açarız :) Paketi yırtmamaya özen gösteriniz lütfen :))


     * Sigara bazen, bazı adamlara yakışıyor Cidden!! Buda böyle masum bir itirafımdır..

10 Temmuz 2014 Perşembe

Gazoz İçer misin Yavrumm ?

        Bazı anlar vardır ki, kişi elini eteğini her şeyden çekip uzaklara, çok uzaklara gitmek ister. Bütün sorumluluklardan kaçarcasına. Bütün üzerine yaftalanmış kimliklerden uzaklaşıp sadece bir hiç olmak için.

      Yada hiç kimsenin onu bulamayacağı bi yerde , serin, rüzgar alıp, güneş almayan bi yerde ölüm uykusu gibi sadece uyumak ister.

     Elinden gelse o kişinin, iç sesinden bile uzaklaşmak ister. Öyle ağır gelir ki bedenine ruhu. Biri çekip çıkartsa diye bekler. İçini susturabilecek iksirler bekler.


      Bazı anları hiç yaşamamış olmayı umar. Bazı yerlerden hiç geçmemiş olmayı ister. VE kalbine hiç dokunulmamış olmasını diler. Öyle ki sadece bir hiçlik makamını erişmeyi bekler.

   Dünya kadar derdi var zanneder o kişi. Hayatın bütün amacı sırtına yüklenmişte kaldıramamış gibi hisseder.
Yüreğinde yangınlar çıkmıştır da, derdinin dermanı yokmuş sanar. Sessiz sessiz çığlık atar da kimselere sesi ulaşmazmış gibi hisseder.


     Bakkala gidip derdime dermanın var mı diye sorar. Sonra belki bir bankaya gidip acılarını karaborsada satmak ister. Karaborsayı yanlış anladığını fark edip, onca derdi yokmuş gibi birde utangaçlıkla savaşır.


   O kişiyi böyle derin kaygılar içinde gören amcalar gelir sonra yanına. Ne derdin var kızım diye sorarlar. Gözlerini kaldırıp yüzlerine baktığında amcaların, gözlerinin fazla ışıldadığını fark eder.  O anda her zaman bildiği bir şeyin tekrarını yaşadığını anımsar. Her iyiliğin bi karşılığı vardır (!)


     Kaçmak ister sonra o kişi, midesindeki tiskintinin kaybolmasını umarak. Amcalar seslenir arkasından "Dur kızım başına bir iş gelecek" Kaçmasa daha büyük işler gelecek halbuki başına.


      Herşeyden uzaklaşıp uyumak ve düşünmemek ister bu sefer. Bi yer bulur serin, rüzgarlı, güneşin gelmediği.  Bi kaç delikanlı gelir bu sefer yanına. Evden mi kaçtın ailen yokmu ?  Kişi aynı ışıldayan gözlerle karşılaşır yeniden, Fark eder yine iyi niyet sorularının altında yatan kefaşelikleri.

   O kişi Sakinleşmek , dertlerini unutmak için gittiği yerlerde daha büyük sorunlarla yüzleşmek üzere olduğunu anlayıp, nimetten saymak zorunda olduğu dertlerine "Başımın üzerinde yeriniz var" deyip geri döner bu sefer.

       Kaçış planlarını dünyanın temiz olduğu zamanlara erteler..


7 Temmuz 2014 Pazartesi

Çöl Çiçeği-Waris Dirie


"Londra'da temizlikçilikle hayatını kazandığı dönemde fotoğrafçı Terence Donovan tarafından keşfedilen ve dünyanın en çok aranan mankenleri arasında yer alan Waris Dirie'yi dünya "Çöl Çiçeği" (1998) adlı otobiyografik eseriyle tanıdı."
      Ünlü bir mankenin otobiyografiik eseri  olan Çöl çiçeği, okurken Afrika da ve hala aynı geleneği sürdüren diğer yerlerde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu  bi an bile aklınızdan çıkartamıyorsunuz.
 
    Waris, küçük yaşta nasıl , hangi ortamlarda, hangi aletlerle , sünnet edildiğini gözler önüne sermiş. Yaşadığı o vahşeti anlatırken, ne ilk ne son olacağınında altını çizmişti.

     13 yaşındayken babası onu çok yaşlı bir adamla evlendirmeye kalkınca, diğerleri gibi kaderine razı olmayı red edip kendi topraklarından kaçmıştı.

    Çölde günlerce yürümüş, insanlar ve hayvanlardan kaynaklanan birçok tehlikeyi geride bırakmayı başararak Mogadişhu’daki akrabalarına ulaşmıştı.
 
    Somali Büyükelçiliği’nde tam dört yıl haftanın yedi günü bulaşık yıkayan, temizlik yapan Dirie,  televizyon izleyerek kendi kendine İngilizce öğrenmiş, okuma yazmayı da sökmüş. Dirie,  büyükelçi geri çağrılınca Somali’ye dönmek zorunda kalacağı korkusuyla  tekrar kaçmıştı.

    Londra da Donovan ile tanıştıktan sonra hayatı değişti. Ama hala sünnetiyle ilgili problemleri ve travmaları mevcuttu.


                                                  ...&...




    Okurken kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Zaten ince de bir kitap.Okuduktan sonra bakayım  hangi mantıkla yapılıyormuş bu kadınların sünneti diye araştırdığımda ise ortaya çıkan sonuç Erkek egemenliği..

 Ne alaka demeyin. Erkekler kadınların doğuştan bir zevk parçasıyla doğmasını hazmedememesiyle alakalı. Kadınlara tanınan bu üstünlüğü ( üstünlük olarak görüyorlar ) kabul etmeyip , klistorisin sünnetle alınmasına karar veriyorlar!! 
                                         
                                                    ..&..

      Mankenliği zirvede bırakan Waris kadın sünnetine karşı bir vakıf kuruyor. Başarılıda oluyor.

    Kitap da bir doktor bölümü var. Sünnet dikiminden dolayı idrar çıkışı ve regl yolu tamamen dikildiğinden, wc ihtiyacı 10- 15 dk sürdüğünü anlatıyor Dirie. İşkenceye dönen bu hallerin geçmesi için doktora gidiyor ve gerçekle yüzleşiyor..

        "Senden alınanı geri veremem"  Şiddetli ağrı sebebiyle hastaneye gittiğinde doktorun "Senden alınanı geri veremem ama daha az acı çekmeni sağlayabilirim" dediği bölüm, bence kitabın en can alıcı yerlerinden biriydi.


   Okumak  yerine film izlemeyi sevenler içinde sinemaya uyarlanmış bir kitap olduğunun haberinide verip mutlu olmalarını sağlayacağımı umuyorum..


5 Temmuz 2014 Cumartesi

Gel de Kız İşte..

            Beraber geçirdiğimiz günleri hatırladıkça içim de kelebenkler uçuyor :)   Sonra da küs kalamıyorum haliyle. Sanırım bunu fark etmiş olacak ki beyfendi, ne zaman kavga etsek sürekli anılarımızı depreştiriyor. Haylaz çocuklar gibi aynı :)

        Bi gün acıkmışız , ne yiyelim ne yiyelim diye düşünürken, ben spagetti istedim. Fesleğenli, domates soslu olsun dedim. Öyle çekineceğimiz bir durumumuz yok artık bizim.Aman sevgilim var yanımda sos bulaşır orama burama derdim yok yani :)) Sevgiliyle yenmeyecekler arasında ilk sırada zira spagetti :))
     
       Daha önce bahsettim mi bilmiyorum ama Siverekli benim sevgilim.. Urfa'ya bağlı ama Urfalıyım demiyorlar :) O' da haliyle kebap türü bişi söyledi kendine. Neyse yemekler geldi. Şapırt şupurt, Hüpürt hüpürt yiyorum ben makarnamı :) Film getirmiştim yanımda bi yandan da onu izliyoruz. Ama nasıl acıkmışım. Yorulmuşum tabi :) Efor sarf etmişiz yani :Pp Film izlerken yemek yemeğe bayılıyorum ben. E bide sevdiğim adam yanı başımdaysa değme keyfime :))

     Makarnanın ağzımın her yanına bulaştığının farkındaydım. Ama keyfi böyle çıkıyor onun :) Filme kaptırmışım kendimi, bi an baktım almış eline lavaş ekmeği dudağıma yapıştırdı. Ne oluyor dememe kalmadan bi güzel bandı lavaşı suratıma. Şaşkınlıktan  bişide diyemedim. Şapırdatarak yedi bide o küçük lavaş parçasını. Tuhaf tuhaf bakmış olacağım ki. "Ne bakıyorsun dudaklarının kenarından Cenneti süpürdüm" dedi. Böyle sert mizaçlı adamdan böyle de tatlı sözcükler çıkıyormuş demek ki deyip koynuna doğru yol aldım :) Yarım kalan yemeklerimize bir yenisini daha eklemiş olduk böylece.

   Şimdi bu hallerini hatırlayıp bide aynı anda kızamıyorum ben sevdiceğime :) Aynı anda hem sert, hem odunsu :) hem romantik, hem duygusal. Nasıl beceriyorsun bunu diyorum. O, odun kısmına takılıp kalıyor. Acısını da fena çıkartıyor :))


       * Benim sevgilimde buynumdan öpüyor kii hıhhh..

4 Temmuz 2014 Cuma

Bla Bla Bla..

       Bi insan bu kadar mı sorumsuz olur bilemiyorum. Bazen diyorum ki neden katlanıyorum ki. Neden bu kadar çok seviyorsun. Sevme arkadaş. Kıymet mi biliyor sanki.

     Akşam saat 7 de bişiler yazdık sonrası yok. Arıyorum cevapta yok. Yaza yaza kafayı yedim. Saat kaçta dönüş yaptı biliyor musunuz? Gece 11 buçukta. Hiç aramasaydın !! Niye arıyorsun ki o saatte.

    Bazen kendime o kadar çok kızıyorum ki. Neden çantada keklik gibi gösteriyorsun kendini acaba ?
Tamam böyle şeylerin lafı edilmez bi ilişkide ama bu kadarda sömürülmez bi insanın duyguları. Biliyor beklediğimi de biliyor!!

       Çok abartıyorsun hayatım. Hay diyorsun sonra hayatınaaa .. EE hadi sebeplerini sırala. Bahanelerini çıkart cebinden. Bi de ben haklıysam kolay kolay susmam. Susamam !! Sabaha kadar bıraksalar çemkiririm yani. O da dinliyor öyle. Gören olsa halimizi O'na acır. Ne çekiyor garip, bu cadaloz kızın elinde diye. Masum masum , Haklısın , ihmalkarlık ettim. Bu kadar. Başka bişi yok. Şarzda unuttum telefonu. İşlere daldım. Banane senin işinden gücünden. Ben seni hayatımın ortasına almışım. Sadakatle 2 ayda bir gelişini bekliyorken. İşlere dalmışım gibi bir lüksün olabilir mi senin ya ? Çıldırmamak elde değil.

     Buda bişi değil. "Ya ben watsapptan yazmıştım göndermeyi unutmuşum bebeim" Yarabbi sana geliyorum.!!O nasıl bişi ya dedim. İnsan nasıl unutabilir yazdığı şeyi göndermeyi. Ben bu kadar mı ihmal edilebilecekler arasına girdim?!. Kadınım dediğin insan var senin karşında. Ki benim ne karakterde olduğumu da biliyorsun. Havadan nem kapan bi yapım var. Ağzıma laf verdinmi sürekli önüne sürerim. Canına mı susadın anlamadım ki.

      Sonra ki evre, yıkama yağlama kısmı. Bıktım arkadaş. Sürekli dır dır edebileceğim konuların türemesinden bıktım. Bide diyorlar bu kadınlar çok dır dır ediyor. LA oğlum elimize malzemeyi veren sizsiniz!! Çok darlandım çok. O'na çemkirdiğim yetmedi. Gelip bide burdan çemkireyim dedim.

          Ohhh olsun..!!!


2 Temmuz 2014 Çarşamba

Limon Kokusu..

        Gözlerimi kapattım. Böyle limon ağaçlarının olduğu bir bahçede buldum kendimi. Mis gibi limon kokuyordu ortalık. Üstümde hiç benim tarzım olmayan kıyafetler. Arkama dönüp baktığımda küçük bir ev gördüm. Müstakil 2 katlı. Yeşil çitlerle çevrilmiş. Ufak bir çatı penceresi olan süt kahve ahşaptan. Çok tatlı bir evmiş diye geçiriyorum içimden.

    Evin kapısı açılıyor. Biri benim cadım 2 çocuk bana doğru koşuyor. Arkalarında sevdiceğim. Bunların burada ne işi var diye düşünürken, o diğer çocuk bacaklarıma dolandı "Annecimmm". Bir erkek çocuğu, Gözleri burnu sevdiğim adama benzeyen , kaşları kirpikleri aynı ben. Cadım arkama dolanıp belime sarıldı.
 " Tuğra acıkmış anne"

       Tuğra. Ne güzel bir adın var senin deyip kucağıma aldım ufaklığı. Cadı'm koluma girmiş. O an fark ettim ne kadar büyüdüğünü. Sevdiceğime baktım hemen onunda eli belimde, eve doğru yürüyoruz. Saçları kırlaşmış göz kenarlarında minik çizgiler çıkmış. Ya ben. Ben ne kadar değiştim yıllar içinde. Ayna lazımdı bana en acilinden. Ufaklığı babasının kollarına bırakıp , merdivenlerden çıkarak odamı bulmaya çalıştım. Bulduğumda ise hayranlıkla seyretmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Ne kadar güzel dizayn edilmiş diye mırıldandım." Yaa , demek güzel dizayn edilmiş " O muhteşem gülüşüyle yanağıma bir öpücük kondurup gitti Kocam..Kocam, benim kocam .. İçimi sıcacık sardı bu ufak kelime. Yüzümde istemsiz bir dudak kıvrılması. "Gülüyor musunuz bayan siz ?" , "Gülüyorum tabi bayım."

      Aşağıdan çocuk kıkırdamaları geldiğini duyduk. Yavaş  yavaş inerken aşağı  "Dikkat et tatlım, merdivenlerden korkuyorum ben"  Neden korkuyor ki merdivenlerden . Ayrıca niye dikkat etmeliyim, hiç mi merdiven inmedik. " Bu aylar çok dikkat etmeliyiz dedi ya doktor" Ne doktoru demek için ağzımı aralarken, karnımın içinden gelen minik bir tekme beni baştan ayağa titretti. Aman Allahım Bide hamileyim !!

       Gözlerimi açtığımda hala gülümsüyordum. Üstelik elim karnımın üstündeydi uyandığımda.
 Rüyalar buralardan daha güzeldi be..