24 Kasım 2013 Pazar

Ölüm Gibi Bir Şeydi ama Kimse Ölmedi..

                   
             Daha  eylülde 1 senemizi doldurmuştuk. Daha 1 ay önce kollarımda idin. Sadece 2 hafta önce sevgimizi fısıldadık. Ne olduysa bu 2 hafta içinde oldu sanırım. Tükettik birbirimizi. İster mesafelere at suçu, ister bana. Ama sonuç değişmeyecek. Nedenlerini sıralamakta bir şey değiştirmeyecek. Sonuç ne mi? Bittik biz. Hemde bu kaosa nasıl sürüklendiğimizi bilmeden.


         İşin kötüsü ne biliyor musun? Bu ayrılığın senin için en iyisi olduğunu düşünmek. Ve bu yüzden acımı hafifletebilmek. Halbuki sadece senin yokluğunu düşünürken ben, nefesim kesilir kalbim dururdu. Şimdi ise ayrılığın sana iyi geleceğini düşünmek çok acı.



          Özlüyorum seni. Aramamak için telefonumu kaldırdım üstlere bir yerlere. Üşengeçliğime n'olur n'olur diye yalvarıyorum. Üşen o telefonu almaya.. 3 gün oldu sensiz. Sesini duymadan geçen 3. gece. Sende mi özlemiyorsun. Seninde mi telefonun üst raflarda. Üstelik son mesajı ben atmıştım :( Ve sen dur bile demedin. Anladım ki sende olan beni tüketmişim.


       Çok zor zamanlar geçirdiğim için bu iki haftayı sana zindan ettim biliyorum. Destek çıkmana bile izin vermedim. Böyle biteceğini bilemedim.



      Özlüyorum oluum ben seni!! Böyle canımdan kopa kopa özlüyorum. Canımı yaka yaka özlüyorum. Alışkanlıklarımdan geçtim. Bağımlılığım var sana.. Sigaradan bile kopamayan insanlarız biz. Bağımlıydım ben sana.


      Doğu'lusun diye, ailenin asla onaylamayacağı bir birlikteliktik biz. Senden hiç bir zaman benim için aileni karşına almanı beklemedim. Bunu kendimde hak görmedim. Sen bana "Karım" dediğinde kıpır kıpır olan yüreğimi bile tam dile getirmedim. Üzülme. Arada kalma. İkileme düşme diye. Ben seni, bir gün başkasıyla evleneceğini bile bile sevdim. Bu acının tam ortasında yeşerttim seni. Sende hiç cesaret edemedin zaten. Hiç denemedin.

       Hayatım boyunca Kalbim sana ait, Bedenime değmiş son beden olacaksın. Ben sana ait kalacamda SEN kiminle uyanacaksın?

29 Ekim 2013 Salı

aSd..

     Çok dalgın olduğumu söylüyorlar bu ara. Yüreğimde değişen bir şeyler var. Bunun seninle hiç bir ilgisi de yok halbuki. Her şeyin  suçlusu benim diye bağırasım var. Gökyüzü gülümsese de yüzüme, içim bir daha asla aynı şekilde ısınamayacak. Bunun bilincindeyim.


     Yağmurda yürümek istiyorum. O ne der? Şu ne dedi ? düşünmeden, kimseye aldırmadan yürüyebilmek istiyorum. Ne olur az duyarlı olun. Bakmayın !


     Hayatımı bu denli etkileyen bakışlardan nefret ediyorum. Siz kimsiniz ? Ben neden sizi bu kadar önemsiyorum. Nefes alamadığımı hissettirecek kadar değerli bile değilsiniz. Benim için değilsiniz.


    Ben kendime bile itiraf edemiyorum bunları. Lütfen gidin. Başka yerlerde fısıldaşın. Hayatı, her zaman istediği gibi gitmeyen insanların,  yaşam enerjisini yok etmeyin. Yalvarırım yok olun !


     Rahatsız değilim ben. Deli hiç değilim. Bakılsa bir çoğunuzdan zekiyim. Bir çoğunuzdan yürekliyim.
Bir çoğunuzdan farklıyım sadece. Çok daha farklı..!

13 Ekim 2013 Pazar

Hüznümü Çalıyorlar. Yetişin!!

         Baş kahramanı olmayan bir roman yazılması kadar saçmaydı bu yaşananlar. Başka nasıl anlatılırdı bilemiyorum. Olmaz olası bir acı. Nasıl görmezden gelinirdi ? Ya da nasıl unutulup tekrar yaşama devam edilebilirdi ?

       Hayranım, umursamaz ve gamsız olan insanlara. Neden mi ? Çünkü onlar acıları da umursamıyorlar. Kaldı ki acı çekecek bir kapasiteleri yok. Amaaaaaaannn deyip yaşam süreçlerine geri dönüyorlar. Denemedim mi? tabi ki denedim. İşe yaradı mı ? Tabi ki hayır.
       
       Demek ki neymiş ? Sonradan umursamaz olunamıyormuş. Böyle neren acıyor diye sorsa biri. Gösterebileceğin bir yerin olmaması ne kötü. Halbuki iliklerine kadar işlemiş bir sızın var. Ama net olarak acını gösterebileceğin bir yer, bir yara yok. İçeride fırtınalar kopuyor aslında. Sesli sesli çığlıklar. Ses yalıtımı mı yaptırdı ebeveynlerim içime acaba !!? 

     İç sesimi bastırabilen bir dış sesim var. Hatta böyle güzel güzel gamzesini göstere göstere gülebilen. Çok iyi rol yapabilen insanlarız vesselam. Yoksa nasıl saklanır bir acı, bir sızı günyüzüne çıkmadan. Yakıyor sanki genzimi. Öyle de tuhaf. Burnundan soğuk soğuk su çekersin de genzin bir cız eder. Aynen öyle işte.

       Şu şarkıdaki kadının sesi de ne dingindir arkadaş!! Şarkılara bırakılabilir mi hüzünler.
Uçurtmanı rüzgara bırakır gibi. Salsan hüzünlerini de şarkılara. Öylede paylaşımcı olsalar.
   

            Amaaaaaaannnnnnnn!! el sallayın hüzünlerimi bağladım Bir kıytırık şarkı cümlesine..

19 Eylül 2013 Perşembe

Mutluluk Kısa sürermiş..

           Bu ara fazla yazamadım. Küçüğüm okula başladı. Anne tutkunu olan bir kızınız olunca , okuldan ayrılamıyorsunuz mecburen. Biraz zor oldu ama alıştı. Ama havalardan sanırım griple mücadele ediyoruz ailecek. Yoğun tempolu , bir o kadar eğlenceli günler geçti. Gitti.


          Salı ve çarşamba gününü Sevdiğimle baş başa geçirdik. Bir koku bu kadar mı güzel olur ? 
Kokusunda kaybolmak istediğim bir adam  var. Her şey bu kadar mı şahane olur ?

        Salı sabahı 6 gibi uyandım telefonun çalmasına. 

   - Haydı çık balkona.
   + ????
   - Hadi sevdiğim balkona Çık.
   + Taa.. Tamam..


           Gözlerim o'nun gözleriyle birleştiğinde rüya olduğunu düşündüm. Karşımda duran adam gözleriyle içimi ısıtan adam. (Neden söylemedi ki  geleceğini :S az süslenirdim.) İç sesim görüntümü yargılarken. Kalbim hadi aşağı in koş sarıl diyordu. Beynim ise abin uyanabilir manyak mısın kız diye uyarılarda bulunuyordu. Telefon hala kulağımdaydı. Günaydın sevgilim.. 

          Sonra otele gitti sanırım o. Ben yatağıma döndüm. Sırasıyla abim, Babam gitti. Ben cadımı okula bıraktım. Artık gelebilirdi. Kapıya koştum. Ah sevdiğim ne özlemişim seni öpmeyi. Koskocaman 3 ay  geçti kokuna hasret. Sarıl , Sarıl ki içime sokayım seni. Kaç dakika öyle sarılı kaldık bilmiyorum. 


         Birbirimize hasret kalmış, Birbirimize açtık. Doyduk mu peki ? Asla. Bedenlerimiz bir bütün olurken, Sadece o'na ait olmanın verdiği haz paha biçilemez bir şey. Ben o'na aitim. Her şeyimle. O ise benim.. Benim o.. Bu hissiyat öyle güzel ki. Akşam Saat 6 gibi çıkabildik mabedimizden. Sinemaya gidelim dedi. O nasıl bir şanstır Allah'ım. Animasyon filmlerini sevdiğimi bilen sevdiğim Uçaklar filmine bilet almıştı. Salona girdiğimizde bizden başka kimse yoktu :) . 

          - Benim için salonu mu kapattın aşkım . Ah çok incesin (kinayeli bir ses tonum vardı bakmayın öyle dediğime )
          + Tabi çok romantik bir adamım ben ( munzur munzur bir gülümseme )


               Her şey ancak bu kadar mükemmel olabilirdi. Film ufak ufak oynaşmalarımızla bittiğinde. Kitap alalım sana diye kolumdan çekiştiren sevdiğim , Soğuk kahve ( Ahmet Batman ) kitabını sıkıştırmıştı bile elime :) 
    - Bak bu adamın kitapları çok satıyormuş bu ara oku bakalım nasılmış. ( ciddi ciddi  böyle dedi )

    +Bir şeyin çok satması iyi olduğu anlamına gelmez ki aşk.
    - Biliyorum sevdiğim. Romantik Cümleler bekleme işte benden. ( ah gülüşüne yandığım ne tatlı gülüyorsun)



                         Gülüşüne Bittiğim..


             Çarşamba günü hiç çıkmadık evden. Sanki bir şeyleri stoklar gibiydik ikimizde. Birbirimize doymaya çalışıyorduk. Elimizden geldiğince. 


             Güzeldi. Paha biçilemezdi ve çabuk geçti. Daha kapıdan çıkınca özlemi sardı kavurdu her yanımı.
Gel Dedi. Hadi gel. Götüreyim senide. Olsa idi imkanı, Giderdim. Ama sen git hadi Sevdiğim Bizim vuslat başka bahara...

4 Eylül 2013 Çarşamba

Off Anne..

         Aşk biter mi anne ? Bir gün, ömründe kördüğüm olan adamın artık hiç bir şey ifade etmediğini görmek can acıtır mı ? Ben bunları öğrenmek istemiyorum. Sonsuzluk yok ama ne olur bu sefer her şey sonsuz olsun. Ben bu adamı delirmiş gibi seviyorken. Bir yerlerden abu hayat suyu bulmalıyım. Yapmalıyım bunu. Ya da o ölümsüzlüğü bulan lokman hekimin not defterini bulmalıyım. Bulmalıyım ve sonsuz olmalıyız. 


       Bitmemeli eskimemeli yıpranmamalıyız. Sonsuzluğun ilki ve sonu olmalıyız biz. Biz hak ettik bunu. Ben hak ettim. Çektiğim onca şeyden sonra, çocukluğumu, hayallerimin saflığını, gençliğimin en masum yıllarını vermişken; hak ettim ben bu sonsuz mutluluğu.

        İmkansızlığın olmadığı bir dünya bulurum sonra. Keşkelerin lügattan silindiği bir dünya. Günlük güllüstanlık bir evren keşfederim. Üçümüz için kocaman bir dünya kurarım sonra. Mutlu oluruz. Mutluluğun dibine düşeriz. Son damlasına kadar iliklerimizde hissederiz. 
  

    Ve ben bunları yazarken bile ne kadar imkansız. Nefret ediyorum sevdiğim
bizi vuslatımızdan uzak tutan her şeyden. Gece yastığa kafamı koyduğumda içi gülen gözlerini bulamadığımda içten içte kopuyorum. İçimde ki yangında yanıyorum. Bir şey yap diyemiyorum sana. Aileni bir sevda uğruna kaybet demek bencillik oysa ben hep sencildim..



     Bir gün her şeyi değiştirecek gücüm olacak. Ve o gün tek başımıza olacağız. Sen kendi yolunu çoktan çizmiş olacaksın. İstemeye istemeye. Öle öle. Yapabileceğin hiç bir şey kalmadığında biz öleceğiz. Dışarıdan bakan yaşadığımızı sanacak oysa ki ruhlarımızı kaybetmiş olacağız çoktan.


     Bir sabah uyandığımda artık hayata devam etmem gerektiğini fısıldayacağım içime. O her ne kadar diretse de yeneceğim onu. İşte o gün tekrar seveceğim seni. Uzaktan. Görmeden. Haberini bile almadan. Sadece adını bilerek. Şehrine gelirim belki Sırf havasını koklamak için. İçinde kokunu bulmak için. Rüzgarı sevdiğin için yönümü rüzgara veririm. Sevdiğin yerlere giderim izini ararım. 
Başka bir ihtimali yok sevdiğim. Senin her gece başka bir kadınla uyuyup uyandığını düşünmenin ölümden bir farkı yok. Ev mezar olur. Hayat azap. 



     Senle yaptığımız her şeyi unuturum belki sonra. Çok sonra.. Artık saçlarım ağarmış olur. Adın hala aklımda. Kızım evlenmiş olur o zaman yalnızlığa alışmışımdır kesin. Bembeyaz saçları olan bir nene olurum. Torunlarıma anlatırım kara sevdamızı. Belki sen beni çoktan unutmuş olursun. Nede olsa koşturman gereken çocukların ve bir eşin olmuştu. Ben sevdanla yana yana yaşlanmış olurum. Kalbim ilk gün ki gibi adınla bütünleşir.


        Anneme soruyorum ben bu sevda ile nasıl başa çıkacağım ? Nasıl onsuz olmaya dayanacağım ? Nasıl hazmedeceğim benim olanın başkasına verilişini ?



       Bu yüreğimdeki yangını nasıl durduracağım anne diyorum. Dizine yaslayıp başımı geleceğe ağlıyorum. Beraber kahroluyoruz. 
Beraber bitiyoruz. Anne diyorum ben boyumdan büyük sevdim. Boyumdan büyük işlere kalkıştım. Bu yükü nasıl kucaklayacağım anne.Benim küçücük kalbim kocaman severken bu yok oluşu nasıl anlatacağım ona. Biz bitiyoruz anne. 
O başka bir kadının koynunda, ben Senin ayak ucunda... 









29 Ağustos 2013 Perşembe

Yorgunum..

          Yorulmuşum ben yaa. Son bir kaç gündür ekseri devam eden kavgalarımızdan, kendimi anlatmaya çalışıp anlatamamamdan. Sevgimin yoğunluğundan. Dengesiz ruh halimden cidden yoruldum.
     
         O değil paranoyak olup çıkacam ben sonunda. Çünkü ne zaman biraz tartışsak kafamın içinde bir sürü senaryo dolaşıyor. Kendimden de bıktım ya. Az normal ol kızım, düşme üstüne, serbest bırak. Kendi kendime öğütler verecek duruma düştüm :).  Aşk delirtir derlerdi de inanmazdım. Doğruymuş bizzat kendimden biliyorum.


         Allah'dan  tospam benim bu hallerimi de seviyor. Yoksa nereden buldum ben bu deliyi deyip kaçabilitesi olurdu.

          Zaten tek sorun, tek yorgunluğum kavga etmemiz de değil.  Bu ara kızçem fazlasıyla beynimi sorguluyor, yoruyor. Kendimle savaşa bilirim ben ama kızımın o masum soruları, istekleri, özlemiyle nasıl başa çıkarım bilmiyorum.
Büyüdükçe başıma bunların geleceğini biliyordum ama bu kadar çabuk olacağını tahmin etmiyordum.

        Dün birden bire, durduk yere. "babam ne zaman gelecek anne" diye sordu. Pat diye. hiç mevzusu geçmezken. Her zaman ki gibi "uzakta kızım çalışıyor baba. Gelecek." diyiverdim.
      - Çalışmasın. paya istemiyom ben. okuya gidicem ama eve geldiğimde baba da burada olsun, bizim evde kalsın.
 
     + Ama annecim baba çalışmazsa okula gidemezsin ki. Hem bak deden var. Dayın var.
 
     - Baba da gelsin :(

     + Annecim biz baba ile küstük ama senle küsmedi. Seni çok seviyor. Ama çalışması lazım gelecek güzel kuzum

      -  Payada istemiyom , okulda istemiyom babamı istiyom ben.

           Aynen böyle bir konuşmaydı. Ufacık boyuna bakıp böyle konuşmasına mı şaşayım. Ne yapacağımı bilmediğime mi yanayım. Ara sıra kızını arasa da görmek istiyor babasını. E adam zaten sorumsuzun teki. Ne yapayım zorla al kızını getirdim gör  mü diyeyim. Yaşımın küçük olmasına rağmen sorsanız  ruhum 40 yaşında.  Her zorluğun üstesinden (az yaralar alarak) geldim. Ama konu senin parçan olunca, elin kolun bağlı kalıyorsun. Oturup babasının puştluğunu da anlatamıyorsun. Baba figürünü karalayamıyorsun. Öyle oturup kızının içinde esecek fırtınaları engellemeye çabalıyorsun. Beyhude olduğunu bile bile. Çünkü her kızın ilk kahramanıdır babası. Benim kızımın Başyapıtı, kahramanını çoktan kaybetti. İlk aşk gibidir baba sevgisi. Kızım ise doğuştan aşk acısı ile baş etmek zorunda kaldı.

     Kıvranıyorum öfkeden. Bana bunları yaşattığı için ondan iğreniyorum. Kızımın hayatında hep bir eksiklik olacağı için ondan nefret ediyorum. Çocukluk hatalarımın bedelini kızıma da ödettiğim için kendimi asla affedemeyeceğimi de biliyorum. Ama sen affet beni küçüğüm..
     

27 Ağustos 2013 Salı

Özledim Lan..!!

           Özledim ben. Kokunu, elini , yüzünü, senle uyumayı, senden önce uyanıp kahvaltı hazırlama telaşımı. Sen uyanma diye sessiz sessiz mutfakta ki koşuşturmalarımı. Sessiz olmaz isem seni öperek uyandıramam korkumu. Uyandığında kolumdan tutup yanına çekmeni, öpüşünü özledim ben.

      Banyo yaptığında kapının önünde havluyla çıkmanı beklemeyi özledim. Sarmaş dolaş film izlerken göğsümde uyumanı özledim. Markete çıktığında senin gelmeni dehşet bir özlemle, balkonda beklemeyi özledim.. O kısacık arada bile kalbimi küstüren hasretini özledim ben. Hiç olamayacak bir hayalin öngörüsü gibiydi seninle olan küçük birleşme noktalarımız. Her gelişini umutla beklemek.
          
        Son gelişinin üstünden 2 ay geçti. Gülüşüm. Ben her gözümü kapadığımda, göz kapaklarıma yerleşmiş anılarla duruyorum. Her gözümü kapattığımda sahne bize kalmış oluyor. Ve tekrar tekrar senli günler oynuyor.
      


          Ah be sevdiğim..Rüzgarın yüzüne değmesini sevdiğini bildiğimden Rüzgara saldım ben hasretimi, özlemimi. Arada ki onca mesafeye rağmen aynı gökyüzü altında olmak, aynı yıldızları seyretmek, aynı ay ışığına bakıp, iç geçirip aynı anılara dalmak. 


        GEL sevdiğim GeL... Aynı şehirde nefes almak bile yeter bana. Soluduğum hava diye çekerim ben seni içime. Ekmek, su değilde senle doyarım. Kan değil sen geç damarlarımdan. Bi çırpıda devir beni gözlerinde. Ben uykuya değil sana dalıyorum her gece. Rüya diye seni görüyorum.



       Öyle sevmişim ki seni. Yüreğim adınla ritim tutuyor. Gülüşün geliyor sonra aklıma. Ritim değişiyor. Öpüşün geliyor aklıma kalbimi tutana aşk olsun. Seni bir ben değil her bir organım ayrı ayrı istiyor, özlüyor deli gibi . Dudaklarım öpüşünü ararken, Gözlerim gülüşün için çırpınıyor. Elerim, ellerinin sıcaklığını bir kez daha hissetmek için her şeye hazır. Ayaklarım her dışarı çıktığımda, sana gitmek istiyor. Onca mesafeye aldırmadan yürüyerek sana gelmeye hazır. Kalbimin atışını, sadece adını duymak bile değiştiriyor. Saçlarım göğsüne dağılmak için cebelleşiyor benimle.

       Sevdiğim Ben her bir zerrem ile, özledim seni. Su gibi hava gibi OLMAZSA OLMAZIMSIN...


26 Ağustos 2013 Pazartesi

Durdurun Bütün Düğünleri :/

                 Bütün düğünlere suikast düzenlemek geliyor şu an içimden.. Ben bu adamı sevdiğimden beri, bensiz yapması gereken bütün aktivitelerden nefret ediyorum. Düğünlerde dahil.

               Yav gitme ne olacak sanki ? Altı üstü kuzeninin düğünü. Diyeceğim ama daha ne olsun kuzeni. Şimdi etrafından geçen ergenlikten kurtulamamış bir milyon simli pullu dekolteli "kadıncıklar" varken ben burada nasıl nefes alayım.
     - Çok abartıyorsun hayatım.
     - Benim gönül gözüm sana açık iken başkasına bakmamı nasıl beklersin ufaklık.
     - Ben senden güzel bir varlık görebileceğime inanmıyorum rahat ol artık aşk.
desede benim sevdiceğim. Olmuyor. Olmayacak. Olamayacağım.

               Bazen bu burçLardan, yıldızlardan kaynaklı diyorum kendime. Burcum akrep olmasa belki bende normal ölçüde sevebilen, kıskana bilen bir hatun olurdum. Ah zühre yıldızı ah..Hepsi senin suçun.. Şu anda içimde kuduran bu kıskançlık. Beynimde dalga dalga yayılan kıskançlık, sinir ve öfkeden dolayı yarın olabileceklerden korkuyorum.
              Şimdilik esen kalın.. Ben kalmıyorum :/

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Dengesiz Aşk Sendromu :)

              Tuhaf tuhaf kuruntuları olan tek insan ben miyim acaba ? Bunu gerçekten, yürekten merak ediyorum.  He bir de kurgularım var . Sevdiceğim en çok bundan şikayetçi zaten. Bir yere giderken haber verse bile yüreğim ağzımda bekliyorum. Hadi işi uzun sürdü arayamadı. Mesaj yazmayı da pek beceremiyor zaten tospam :).
               Kafamın içinden bin bir kurgu geçiyor. Sevgi ile kıskançlık orantılı büyüyor bence :). O'na kalsa aşkla hiç alakası yokmuş kıskançlığın. Anlatamıyorum işte. Ben seni kıskanmaz isem o an korkman lazım diyemiyorum. Benim sevgiyi kıskançlıkla ölçme gibi bir niyetim yok. Fakat sevmediğin birini de neden kıskanasın ki ?

            Kalın kafalı sevdiceğim, Seni kıskanmam değil sorun. Asıl büyük sorun seni kıskanmamam olur. Diyemiyorum tabi :). Uysal ve tatlı bir ifade takınıp bıdı bıdı anlatıyorum işte :).

         Ben Bu adamdan önce birini bu kadar sevebileceğime inanmıyordum. Gerçi birini böyle yoğun sevebileceğimi de bilmiyordum.
           
           Ey azizim karmaşık işler bu aşk meşk isleri yav (Aziz rutkay ).

* Bu arada Küçük İskender'in kitaplarını okuyanınız var mı bilmiyorum ama adam harbi döktürüryor. :)

Soyutun Somutlaşması..

            Soyut olan şeyler geçsin hemen gözünüzün önünden. Çabuk Çabuk lütfen :) . Bahsettiğim şeyler tamamen 5 duyu organımızla hissetmediğimiz ama şiddetli bir biçimde soyut olarak hissettiğimiz şeyler. Karmaşık oldu sanırım biraz dimi? Aşk, ihtiras, şehvet, intikam, özlem, aşk acısı vs vs... Bunları somutlaştırır isek misal. Aşkın rengi, tadı, kokusu, yüzeyi nasıl olurdu acaba ? Sadece aşk için değil diğer soyut olan her şey için soruyorum bunu. 

         Aşk denildiğinde ilk akla gelen şey neden kırmızıdır ? Yada neden kalp şeklidir ? Onuda geçtim neden çileksi tattadır aşk ? Göreceli bir soru yönelttiğimin farkındayım. Her insanın yaşanmışlıklarına, çektiği acılara, sevinçlere göre bu kavramlara renk, tat, şekil vereceğine eminim. Yani bana göre öfkenin sarı renkte, kokuşmuş bir kokuda, pütür pütür rahatsız edici bir yüzeyde olması, bir başka insanda da aynı olacak anlamına gelmiyor. Öyleyse içimizde kurduğumuz her dünya birbirine bir nebze olsun uymazken nedendir tekdüze bir hayatı benimsetme çabaları. 

          Örf, adet, anane.. Bunlara lafım yok kısmende olsa..Ama insanların hayatlarını derinden etkileyecek sonuçlara vardığında , işte tam olarak Burda.. Bunlara karşıyım. Bizim için kıpkırmızı olan aşkı, sırf örf ve adetleri, düzenleri buna el vermediğinden (ünlem) kapkara görmeleri. Üstüne bide bunu savunacak güç ve kelime haznelerinin oldukça geniş olması. PES demekten başka hiç bir şey demeye el vermiyor yüreğim. 

           Ey Sevgili senle vuslatımız başka Bahara..

23 Ağustos 2013 Cuma

Kitap Kurdu.. Ham Ham Ham.. :)

        Ben de ki bu okuma şefki inanın gözlerimi yaşartıyor :) . Ya Rabb'i bu nasıl bir haldir. Dün bir arkadasta kitap gördüm dürtülerim "al onu .. Kitabı allllll... İstee onu . Oku hadiiii" diye diye hamle yaptırdı ya bana :) .
Neyse ki arkadaşcağızım da benim bu yönümü bildiğinden ( artık kitaba nasıl dik dik bakıyor , gözümle yemeğe çalışmış isem ) istersen 'oku sende güzel değil ama pek' dedi. Taarruza geçerek kitaba el koydum :)).

     Kızçemin de doğum günü pazar günü ayarlamalar etkinlikler davet listesi derken akşama anca fırsat buldum oturmaya. Kitap bana sesleniyordu adete. 'Tuğba bana gellll. Gel bana..' Tabi ki davete icabet etmek gerek. Kaptığım gibi koltuğa ( kitap okurken geniş tekli koltuklara yığılmayı seviyorum ben ya gülücüksmiley  ) yığıldım. Gözlerimi kitaptan ayırdığımda saat gecenin 2'si olmuştu ve ben hiç fark etmemiştim. 150 sayfayı ne arada okuduğumu da hatırlamıyorum gerçi :)) . Bu arada kitap hiçte arkadaşın dediği gibi sıkıcı değil aksine olağan dışı güzeldi. Okumak isteyen olursa diye adın ıda yazayım.
Empati-Adam FAWER . Kitabın arka yüzünde ki yazıyı da sizinle paylaşmak istiyorum. Beni etkisi altına alıp garip gurip yerlere götürdü bakayım size ne yapacak :)


                     Yaşamın kontrolü sizde değil.. Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.  Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
                   
                      Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar... Bu nedenle hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.

          Edebiyat, Bilim ,Felsefe ruhunuza akacak, okudukça bağlanacak, Bağlandıkça okuyacaksınız...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Gülümseme Sebebim..

      Bazen mesajlaşmarımız öyle tatlı oluyorki silmeye kıyamıyorum. Not alıyorum hemen hepsini :)
Hiç bir şeyi heba etmek istemiyorum çünkü bizim zamanımız sınırlı. O da bende bunun sonuna kadar farkındayız. Sadece bu konuyu konuşmaktan kaçınıyoruz. Neyse bende bahsetmekten yana değilim zaten. Bu yüzdendir ki biz herşeyin tadını çıkartmaya son zerresine kadar mutluluğu sömürmeye çabalıyoruz. 1 haftalık tatilimizden döndükten sonrası daha acı oldu sanırım alışılmışlıklar burnunda tüterken özlemek daha yoğun daha kasvetli daha hüzünlü. Neyse , Onuda anlatacağım bir ara :)


- dizlerini istiyorum başımı yaslamak için. dudaklaRını istiyorum bir yudum can iiçin. bakışların lazım bana ruhuma şifa iiçin ,seni istiyorum ey sevgili yoluma yoldaş için..

+ beni benden değil yar dediğimden iste tamamen son zerreme kadar sevdiğime aitim..

- aşkın benı şair yaptı sürekli birseyler yazmak istiyorum sana. kelimeler hafif kalsa da senin yanında senle baslayıp senle bitiyor hecelerim

+ gül kokulu şairem benım , bütün hecelerinde olayım hep..

- bizdeki aşk yeri göğü kıskandırsın aşkım. bakışın bakısıma değdiğinde yüreğimin kıpırtısı gibi titretsin benliklerini.. Aşka yakışanım , gönlümün eşi , sahibi . varlığından öte yoktur hiç bir sewincimm...

+ Hiç bir şey değiştiremiyecek kalbimdeki saflığını gül kokulum..

- "Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim bu yüreğe ben söz verdim. Hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban etmedim..."

+ Ömrümün tamamını Sadece seninle geçeçek olan "1" saat için feda edebilirim. İnan yapabilirim bunu..






* - Tugba inci
   + Koca adam..

Öylesine 2..

            Karanlık bir kuyuya düşüyorum. Sesin benliğin olmadığında. Suyu kurumuş bir gölün çırpınan balıkları gibi bithap, çaresiz...

            Ömrümü yoluna adamaya hazırım ben. Öyle bir sevda yüklemişim gönlüme.

            Bedenin olmadan Sadece Siluetinle, sesinle can bulmuşum. Dokunmadan ilmek ilmek işlemişim yüreğime seni...
    
           Makul bir son var ikimiz içinde. İkimizinde bildiği ve dilimizin varmadığı.. Küçüklük çoçukluk hatalarımın bedelini ikimize de  yaşatmış olmak ne acı..

          Keşkelerim oldun. Keşkelerimin sebebi.. Keşke'm..
Aşk'sın, Sevdam'sın, Yaratılış Sebebimsin..

        Sensizlikle savaşacak gücüm olmayacak ama mutlu olacak olman beni avutacak.. Kalbin ömürlük bende misafir kalacak onuda biliyorum.. Bu onada haksızlık olacak..
   
      Sen.. Bu hayatın bana oynadığı en çetin oyunsun. En ağır darbesin. Bi okadarda en güzel hediye, En değerlimsin.


     Senin karşı koyamayacağın şeyler olacak. Bu mutlak son istemesekte bizi bulacak.. Üzülme sevdiğim. Mutlu kal..

     Yolun açık olsun koca adam...

Öylesine 1.

     Bu başlığı atıp karaladığım bir sürü yazım var defterimde. Öylesine 1, öylesine 2 , 3.. 4...5...
Çoğu yazımı başlıksız bırakmışımdır. Başlık eklemeyide pek beceremiyorum zaten. Defterlerimden bir kaç yazımı paylaşmak istiyorum ara sırada olsa..


     Yüreğimin kıyılarına  vuran bir acıya sahibim şimdilerde. Kim tarafından bırakıldığı bilinmeyen faili mechul bir cinayetim.

   Nedendir bu yüreğimde ki sancı ? Bilmediğim Bir hasretliğin sancısını yüklemişim kalbime.

   İçim daralıyor ve artık o çok sevdiğim rüzgar bile esip dağıtamıyor içimdeki kasveti.

   Ey Rabb...

   Nedir bu güz sancısı. Sen ki nasip etmeyeceğin şeyin hayalini kurdurmazsın. Ben hayal etmeye bile korkuyorum bu halleri.

   Aklımla kalbim arasında bir uçuruma sahibim şimdilerde. İçine atlamak ya da atlamamak arasında gidip geldiğim.
 
   Ufacık bir dal görsem beni tutacak düşünmeden bırakırım kendimi boşluğa. O ufacık dala güvenerek hemde.

  Umutlarımı astım ben. Katili oldum anıların. Başkaları tarafından kırılıp kullanılacağına kendi ellerimle infazını gerçekleştirdim.

  Umutsuzluk adlı bir kervandayım şimdilerde.

   Önüm, arkam, sağım, solum yalnızlık. Olması gerektiği gibi.
Tamda düşündüğüm gibi..

Kem Küm..

     Sanırım düşündüğümden daha fazla kafama takmışım bloğumu :).
Sabaha kadar kafamda uçuşan binbir paragraf, konu, metin, yazı, kompozisyon yer değiştirip durdu. Dehşet bir ağrıyla uyanmakta cabası :) .
    
     Yazı yazmaya çok meraklı olduğumu biliyorum. Öyle ki derdini sıkıntısını günce defterine anlatan biriyimdir. Anlatarak rahatlayanlardan hiç değilim. Kalem kağıt daha candan, daha içten dost bana sanki. Lisede birinci geldiğim kompozisyon yarışmasından sonra bidaha asla vazgeçemedim yazmaktan. 

     O değilde dün bıdığımı söylemişimde sevdiceğimden bahsetmemişim çok ayıp :). Gerçi onun bu blogtan haberi yok zira beyfendi çok kıskanç :). Hayatın artık durduğu sadece kızım için mücadele ettiğim bir zamanda çıktı karşıma sevdiceğim. İyiki karşıma çıkmışsın dediğim, keşkelerimi, kuruntularımı, tabularımı yıkan adam. O'nu daha sonra uzun uzun anlatırım :). Gece öyle güzel yazılar geçiyordu ki kafamdan şu an bu ağrı hepsini aldı götürdü. 
    
      Sevdiceğimin sesini duymadan uyanmak bir sabaha, baharın o çiçek kokularının olmaması gibi.
Yağmur yağdıktan sonra arkasından gelen o toprak kokusunun ortaya çıkmaması gibiydi. Aramızda olan onca mesafeye rahmen sesiyle, yazılarıyla kalbime dokunan adam. Anlatmaya çalıştığımda seni, çıkan yazının benim duygularımın yanında çok hafif kalmasına deli oluyorum. Ben ki her duygumu kağıda kolayca naksede bilen biriyim. Nasıl olurda Aşk dediğim adama, Aşk olduğum adama bunu anlatacak kelimeler bulamıyorum :/ . Çok sinir bozucu bir durum bakmayın öyle :). 
   
     O benim hayatımda hep ikinci sırada olacak. Ben o'nun ilki, o' benim ikincim :). Kızçem herşeyden önce gelir dediğimde şımarık şımarık bana sokulmasını seviyorum :) . 
    - Ama ama bende ikincilimi kızçene vermem zaten.
dediğinde suratındakı o munzur ifadeye ayrıca aşığım. Ben aşık değilim gerçi , Aşk oldum ben ona. 

       ilk tanıştığımızda sürekli 'ufaklık' diye seslenir ya da yazardı. Yaşı benden büyük olsada korkuyordum bana kardeş gözüyle bakmasından. O yüzden deliye dönerdim o ufaklık dedikce :)
Ben o'nu önceden takip ederdim her hareketini, her yazısını. Tanışmak için bir adım atmam lazımdı ve bir mail attım. Tamda can alıcı yerden vurmuş olacağım ki cevap yazdı, böyle böyle sabahlara kadar süren yazışmalar.Tabi ozaman skyp falan yok. Msn almaya cabalıyorum ama benim küçük tospam nette zaman gecirip msn kullanmayı red eden bir adamdı :). 
     -Ben teknoloji düşmanıyım. Her nimetinden faydalanmayı, sürekli ulaşılır olmayı sevmiyorum.
dediğinde anladım ki bu aşk başa bela olacak :) .
O kadar ki cep telefonu bile kullanmıyordu. Daha sonra iliskimiz ilerledikce zorla aldırmıştım telefonu ona daha sonra bu konu içinde yazarım :). Ağır aksak konuşmalardan sonra 'biz' olduk. Ayrılmaz bir bütün olduk.
    
      Hep diyorum " Hayat bir günse, Son bulması gereken yer senin kolların olmalı."
Sevginin bir adama bu kadar yakışması olağandışı :)
      Seviyorum Seni koca Adam..
    

Merhaba :)

       Bu blog can sıkıntısıyla açılmış fakat yazarına dinginlik veren bir blog olacak inşaALLAH.

Kimi zaman bir iç sesle yazılmış, kimi zaman ise kızgınlıkla saydırılmaya başlanmış yazılar 

bulacaksınız :) . Hırçın öfkemle, bazense uçsuz bucaksız enerji ve mutlulukla karşılacak bazen 

şaşıracaksınız sanırım. Her insan gibi karmaşık bir hayatın içine misafir edeceğim sizi. İlk 

konuşmalarda da pek becerikli olduğum söylenemez :) ondandır bu ilk giriş yazımızı kısa tutalım. 

Olabildiğince kendimce yazılarımla, Bıdığımdan da* fırsat buldukça şimdilik buralardayım. 

  

NOT: Acemi bir blog yazarı olduğum gözönünde bulundurularak okunması tavsiye edilir :)    



*Yazarın kızçesi :)